Milliyetçi “Zafer” Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın geçtiğimiz günlerde İskeçe (Xanthi) ve Gümülcine’ye (Komotini) gerçekleştirdiği ziyaret, tesadüfi bir siyasi hareket değil, “Ötüken” adlı tehlikeli bir ideolojik kodun taşınmasına yönelik organize bir operasyondu. Özdağ, Türk Konsolosu’nun huzurunda Trakya’yı “kutsal bir beşik” (Ötüken) olarak nitelendirerek, basit bir hitabetin ötesine geçen Pan-Türkist bir yayılmacılık anlatısını harekete geçirdi.
Ötüken: Pan-Türkizmin İdeolojik Kodu
Modern Türk siyasi dilinde Ötüken, milliyetçilik için sembolik bir “doğum yeri” ve mutlak referans noktası işlevi görmektedir. “Bozkurtlar” ve MHP için bu “kutsal yere” yapılan atıf, İslam öncesi köklere dönüşü ve Orta Asya’dan Anadolu’ya — ve şimdi görüldüğü üzere Trakya’ya kadar — tüm Türk dilli halkların birliğini ifade eder.
-
Siyasi Retorik: Türk milletinin “tarihi misyonunu” ve devlet geleneğinin sürekliliğini belirtmek için kullanılır.
-
Kültürel Canlanma: Diziler ve festivaller aracılığıyla, modern devleti Moğolistan bozkırlarına bağlayarak “otantik” Türklüğün sembolü olarak sunulur.
Ankara’nın “Doğrusal Anlatısı”
Erdoğan bu terimi her zaman kullanmasa da, devlet mekanizması bu mantığı okul kitaplarına ve resmi tarihe tamamen entegre etmiştir. Şöyle bir doğrusal süreç işlenmektedir: Ötüken → Selçuklular → Osmanlılar → Modern Türkiye. Bu anlatı, Ötüken’i bir “yumuşak güç” ve kimlik aracı olarak kullanarak, Türkiye’ye 1923 sınırlarını aşan bir jeopolitik özgüven aşılamaktadır.
Trakya Uygulaması: Teoriden Pratiğe
Bu söylemin İskeçe ve Gümülcine’ye taşınması, provokasyonun niteliksel olarak bir üst seviyeye taşınmasıdır. Konsolosluk ve Türk yanlısı kuruluşlar (İskeçe Türk Birliği, Gümülcine Türk Gençler Birliği vb.) tarafından desteklenen Özdağ, Lozan Antlaşması’na yönelik tehditler savurmaktan çekinmedi:
“Eğer siz Lozan Antlaşması hükümlerini uygulamazsanız, biz — ve özellikle Batı Trakya Türkleri ile Türkiye — bunun sonuçlarını pratikte görüyor ve yaşıyoruz. Ancak siz, Türkiye’nin Lozan Antlaşması’ndan doğan yükümlülüklerini uygulamamasının nasıl bir şey olduğunu henüz görmediniz. Bir an için düşünün: Türkiye Lozan’ın öngördüklerini uygulamayı bıraksaydı ne olurdu? Evet, biz bunun olmasını istemiyoruz. Ve bunun olmaması için Yunanistan’dan tek talebimiz, Lozan’da attığı imzanın arkasında durmasıdır.”
En acı verici olan ise gençlerin araçsallaştırılmasıdır. Azınlık çocuklarının İskeçe meydanında “Bozkurt” selamı yaparken çekilen görüntüleri, Ötüken fikirlerinin empoze edilme sürecinin halihazırda burada olduğunu kanıtlamaktadır. [Daha öncesinde katılımcılara Pan-Türkizmin milliyetçi sembolünü taşıyan siyah şapkalar dağıtılmıştı]. Bu, tarihi bir referansı doğrudan bir jeopolitik tehlikeye dönüştüren ideolojik bir göstergedir.
Kırılması Gereken Sessizlik
Fransa gibi ülkelerin aşırı şiddet yanlısı oldukları gerekçesiyle Bozkurtları yasakladığı bir dönemde, Trakya’da ‘Özdağ’ fenomeninin ortaya çıkması acil refleksler gerektirmektedir. Ötüken, 8. yüzyıl Moğolistan’ına yapılan masum bir atıf değildir; Yunan egemenliğini sorgulamanın ve bir arada yaşamı zehirlemenin aracıdır.
Yetkililer, kelimelerin arkasında bir strateji yattığını anlamalıdır. Milliyetçi veya ırkçı şiddet Yunanistan’da nereden gelirse gelsin kınandığı için, yetkililerin ‘Özdağ’ fenomeninin ve bunun azınlık içindeki yansımalarının yayılmasını önlemek adına zamanında harekete geçmesi gerekmektedir.
Trakya, hiçbir milliyetçi hezeyanın “Ötüken”i değildir ve asla olmayacaktır.
Ötüken στη Θράκη: Η Επικίνδυνη Ρητορική του Özdağ και οι Γκρίζοι Λύκοι





