AGİT Viyana 2026: Dezenformasyon ve dijital saldırılar demokrasi için tehdit

AGİT Viyana 2026: Dezenformasyon ve dijital saldırılar demokrasiyi tehdit ediyor

Viyana – AGİT 2026: Dijital çağ, dezenformasyonu demokrasi için bir tehdide dönüştürüyor

Yazan: Nikos Arvanitis

Basın özgürlüğünün, sivil toplumun ve organize dijital saldırılar karşısında demokratik direncin korunması yönünde net mesajlar, Organization for Security and Co-operation in Europe tarafından Viyana’da düzenlenen ikinci Tamamlayıcı İnsani Boyut Toplantısı’nda verildi. Toplantının ana teması “Dijital Çağda Demokratik Alanın Korunması” oldu.

İki gün süren toplantı, AGİT’in İsviçre Dönem Başkanlığı tarafından, OSCE Office for Democratic Institutions and Human Rights ile Office of the OSCE Representative on Freedom of the Media iş birliği içinde organize edildi. Toplantıya hükümet temsilcileri, uluslararası kuruluşlar, gazeteciler, siber güvenlik uzmanları ve insan hakları örgütleri katıldı.

Toplantı boyunca dijital çağda demokrasinin artık yalnızca klasik sansür veya devlet baskısıyla değil; dijital gözetim, organize dezenformasyon, çevrim içi yıldırma ve algoritmik manipülasyon gibi karmaşık mekanizmalarla tehdit edildiği vurgulandı.

Demokratik alanı daraltan bir araç olarak dezenformasyon

Toplantının temel sonuçlarından biri, dezenformasyonun artık yalnızca “sahte haber” olarak görülmediği; kamusal alanı istikrarsızlaştırmaya yönelik organize bir strateji olarak değerlendirildiği oldu.

Konuşmacılar ve katılımcılar, bu tür operasyonların amacının her zaman insanları ikna etmek olmadığını; aksine gazetecileri, aktivistleri ve bağımsız sesleri yıpratmak, kutuplaştırmak, korkutmak ve sonunda susturmak olduğunu vurguladı.

Dijital saldırıların şu yollarla birikimli etki yarattığı ifade edildi:

  • toksik bir kamuoyu atmosferi oluşturmak,
  • oto sansürü güçlendirmek,
  • kamusal yaşama katılımı caydırmak,
  • ve çoğulculuğu zayıflatmak.

Katılımcılara göre dezenformasyonun en büyük zararı, medyaya, kurumlara, seçimlere ve nihayetinde demokratik sürecin kendisine duyulan güveni aşındırmasıdır.

Algoritmalar, yapay zekâ ve “kutuplaşma endüstrisi”

Toplantının ana gündemlerinden biri de dijital platformların ve yapay zekânın rolü oldu.

Uzmanlar, yeni yapay zekâ araçlarının artık düşük maliyetle ve kitlesel ölçekte ikna edici manipülatif içerik üretimine imkân sağladığını belirtti. Buna gerçekçi sahte videolar, sentetik görüntüler, sahte kimlikler ve otomatik propaganda ağları da dahil.

Ayrıca büyük platformların iş modellerinin etkileşimi maksimize etmeye dayandığı ve bu nedenle öfke, korku ve duygusal kutuplaşma yaratan içerikleri öne çıkardığı vurgulandı.

Bazı konuşmacılar, algoritmaların aşırı söylemleri ve çatışmacı anlatıları ödüllendirdiği yeni bir “kutuplaşma endüstrisinden” söz etti.

Gazeteciler, örgütler ve aktivistler baskı altında

Committee to Protect Journalists, uluslararası toplumun “gerçeklik krizi” ile karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu. Buna göre hakikat ve gazetecilik temelli doğrulama sistematik biçimde sorgulanıyor.

Toplantılarda şu örnekler gündeme getirildi:

  • Pegasus türü casus yazılımlar,
  • yasa dışı takip faaliyetleri,
  • çevrim içi taciz kampanyaları,
  • susturma amaçlı kötüye kullanılan davalar,
  • devlet propagandası,
  • gazetecilere ve insan hakları örgütlerine yönelik koordineli saldırılar.

Kadın gazeteciler ve kadın insan hakları savunucularına yönelik cinsiyet temelli dijital şiddet, kişisel verilerin ifşası, cinsiyetçi saldırılar ve yapay zekâ destekli sahte pornografik içerikler konusunda da ciddi endişeler dile getirildi.

Association for Women’s Rights in Development, teknoloji destekli toplumsal cinsiyet temelli şiddetin münferit değil sistematik bir sorun olduğunu ve sosyal medya platformlarının yapısal işleyişi tarafından güçlendirildiğini savundu.

Casus yazılımlar modern baskının aracı haline geliyor

Citizen Lab tarafından yapılan sunum büyük yankı uyandırdı. Sunumda devletler ve özel gözetim ağları tarafından kullanılan “kiralık casus yazılımlar” hakkında yeni bilgiler paylaşıldı.

Sunuma göre AGİT bölgesinde ve dünya genelinde gazeteciler, muhalif siyasetçiler ve aktivistler gözetim yazılımlarıyla hedef alınırken, bu süreçlerde ciddi bir hesap verebilirlik eksikliği bulunuyor.

Uzmanlar, durumun:

  • yapay zekânın hızlı gelişimi,
  • reklam platformları üzerinden kitlesel veri toplanması,
  • ve kitlesel gözetimin demokratik ülkelerde bile giderek normalleşmesi nedeniyle daha da kötüleştiği uyarısında bulundu.

Toplantıda şu talepler dile getirildi:

  • casus yazılım ihracatına sıkı denetim,
  • gözetim şirketlerine yaptırım uygulanması,
  • şifrelemenin korunması,
  • platform algoritmalarında daha fazla şeffaflık.

Ukrayna ve “dijital savaş”

Ukraine heyeti, dijital savaşı Rus saldırganlığının ayrılmaz bir parçası olarak tanımladı.

Yapılan açıklamalara göre:

  • siber saldırılar sivil toplum kuruluşlarını, gazetecileri ve yerel yönetimleri hedef alıyor,
  • işgal altındaki bölgelerde vatandaşların dijital izleri tutuklamalar ve baskılar için kullanılıyor,
  • çevrim içi taciz çoğu zaman fiziksel baskıların ve kaybolmaların öncesinde geliyor.

Ukraynalı insan hakları örgütleri, 2022’den bu yana yüzlerce saldırı kaydedildiğini; bunlar arasında hackleme girişimleri, kişisel verilerin ifşası ve karalama kampanyalarının bulunduğunu belirtti.

Trakya, AGİT toplantılarında da gündeme geldi

Toplantılarda  Trakya da gündeme geldi. Üç bileşenli Müslüman azınlığı temsil eden kuruluşlar müdahalelerde bulunurken, uluslararası platformlarda lobi mantığıyla hareket eden konsolosluk yanlısı yapıların temsilcileri de toplantılarda yer aldı.

Yunanistan’ın resmî AGİT heyeti ise yaptığı iki ayrı müdahalede, Yunan Trakya’daki Müslüman azınlığın dini bir azınlık olduğunu ve haklarının Treaty of Lausanne ile Yunan hukuk sistemi tarafından tam olarak korunduğunu vurguladı.

“Dijital direnç” demokratik hayatta kalmanın şartı

Toplantının en güçlü sonuçlarından biri, dijital direncin yalnızca teknolojik bir mesele değil, demokratik toplumların hayatta kalmasının temel şartlarından biri olduğunun kabul edilmesi oldu.

Katılımcılar, demokratik alanın korunması için şunların gerekli olduğunu belirtti:

  • güvenli dijital araçlar,
  • yasa dışı gözetimden korunma,
  • bağımsız gazeteciliğin güçlendirilmesi,
  • sivil toplum kuruluşlarına mali destek,
  • erken yaşlardan itibaren medya okuryazarlığı,
  • ve sınır aşan baskılara karşı uluslararası iş birliği.

Ayrıca dezenformasyona karşı alınacak önlemlerin insan haklarıyla tamamen uyumlu olması ve ifade özgürlüğünü kısıtlayacak uygulamalara dönüşmemesi gerektiği vurgulandı.

Viyana’dan çıkan mesaj

Toplantının sonunda verilen mesaj açıktı: Dijital kamusal alanın korunması artık demokratik güvenlik meselesi haline gelmiştir.

Konuşmacılar:

  • açık kurumların bir zayıflık değil dayanıklılık kaynağı olduğunu,
  • çoğulculuğun demokrasi için tehdit değil temel olduğunu,
  • basın özgürlüğünün ise güvenlik ve toplumsal istikrarın stratejik sütunlarından biri olduğunu ifade etti.

Toplantının kapanışında İsviçre Dönem Başkanlığı; devletleri, teknoloji platformlarını, medyayı ve sivil toplumu dijital baskı ve manipülasyonun yeni biçimlerine karşı daha yakın iş birliği yapmaya çağırdı.

Viyana’daki tartışmaların ortak sonucu şuydu: Dijital çağda demokrasi yalnızca parlamentolarda veya seçimlerde değil; bilginin güvenilirliği, hakikatin korunması ve korkmadan araştıran, haber yapan ve konuşmaya devam eden insanların savunulması mücadelesinde de belirlenecek.