Aleviler – Bektaşiler: Dini Kimlik Konsolosluk Güdümündeki Yapıların Hedefinde

Trakya Alevilerinin Dini Kimliği Hedefte: Otantik Gelenek ile “Dayatılan” Yaklaşımın Çatışması

Yazan: Nikos Arvanitis

Trakya’daki Alevi–Bektaşi toplumunun dini kimliği, sistematik bir baskı ve asimilasyon girişimiyle karşı karşıyadır. Bu sürecin merkezinde, Seyyid Ali Sultan anma etkinlikleriyle yaşatılan otantik gelenek ile SEÇEK’in ortaya koyduğu değiştirilmiş yaklaşım arasındaki çatışma yer almaktadır.

SEÇEK tarafından düzenlenen etkinlikler, sıradan bir kültürel program olmanın ötesindedir. Trakya Alevi–Bektaşi toplumu açısından bu etkinliklerin içeriği ve niteliği, kendilerine özgü dini kimliklerine ve tarihsel geleneklerine gösterilen saygı konusunda ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.

Etkinlik programının kendisi de bu çelişkiyi açıkça ortaya koymaktadır. Mevlid, Cuma Namazı, konserler ve güreş müsabakaları programa dâhil edilirken; Alevi–Bektaşi inancının temel unsurları kabul edilen Cem, Semah, nefesler ve Dede’nin varlığı tamamen yok sayılmaktadır.

Alevi–Bektaşiler için bu unsurlar yalnızca kültürel ya da folklorik öğeler değildir. Bunlar, inançlarının özünü oluşturan manevi rehberlik (Dede), Cem erkânı, nefesler, Semah ve kadın ile erkeğin dini yaşam içerisindeki eşit katılımı gibi temel değerlerle doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla bunlar, Sünni ibadet anlayışından ayrışan özgün bir dini kimliğin vazgeçilmez özelliklerini oluşturmaktadır.

SEÇEK etkinliklerinin, geleneksel olarak Ruscuk (Roussa) ve Binler Tepesi’nde gerçekleştirilen dini buluşmalarla aynı tarihlere denk getirilmesi de ayrıca dikkat çekmektedir. Aynı günlerde ve yüksek miktarlarda harcama gerektiren şüpheli finansman desteğiyle alternatif bir etkinlik organizasyonu oluşturulması, masum veya tarafsız bir tercih olarak değerlendirilemez. Bu girişimin amacının, Roussa ve Binler Tepesi’nde yüzyıllardır sürdürülen geleneksel dini buluşmaların tarihsel önemini zayıflatmak olduğu görülmektedir.

Kamuoyunun yakından bildiği üzere, bu uygulamanın arkasında Gümülcine Türk Başkonsolosluğu’nun daha geniş kapsamlı bir stratejisi bulunmaktadır. Bu stratejinin amacı, Alevi–Bektaşi kimliğinin kendine özgü karakterini zayıflatmak ve zaman içerisinde onu daha geniş bir Sünni dini çerçeveye entegre etmektir.

Aynı zamanda, Konsolosluk tarafından finanse edilen propaganda organlarının, Yunanistan Eğitim, Din İşleri ve Spor Bakanı Sayın Sofya Zaharaki’nin Roussa’daki etkinliklere katılımını eleştirmeleri de dikkat çekmektedir. Bu çevreler, söz konusu katılımın Atina’nın Müslüman azınlığın tarihi ve dini mirasıyla ilgili konulardaki etkisini artırma girişimi olduğunu ileri sürmektedir.

Ancak bu iddialar şaşkınlık yaratmaktadır. Çünkü Roussa, Yunanistan egemenliği altındaki topraklarda bulunmaktadır ve Yunan Devleti’nin kendi ülkesinde düzenlenen etkinliklere katılım göstermesi son derece doğal ve kurumsal bir uygulamadır. Bu nedenle asıl soru, Yunan Devleti’nin neden temsil edildiği değil; Yunan toprağında gerçekleşen resmi bir katılımın neden “müdahale” olarak sunulmaya çalışıldığıdır.

Öte yandan, Konsolosluk güdümünde hareket eden çevreler, Türkiye’den Trakya’ya sık sık gerçekleştirilen ziyaretler konusunda aynı hassasiyeti göstermemektedir. Üstelik bu ziyaretler arasında aşırı milliyetçi ve radikal siyasi çevrelerle bağlantılı isimler de bulunmaktadır.

Dolayısıyla “ayrıştırıcılık” suçlaması, bizzat bu Konsolosluk güdümündeki aktörlere yöneltilmektedir. Çünkü toplum içinde kutuplaşmayı besleyen uygulamalar tam da onların faaliyetleriyle ortaya çıkmaktadır.

Ancak Roussa ve Binler Tepesi’nde düzenlenen geleneksel etkinliklere yönelik baskının ötesinde, göz ardı edilemeyecek çok daha önemli bir konu bulunmaktadır: Bu iki mekânın tarihi ve dini değeri.

Roussa ile Binler Tepesi, yalnızca etkinliklerin gerçekleştirildiği alanlar değildir. Alevi–Bektaşi toplumu açısından bunlar; tarihsel hafızanın, ibadetin ve dini sürekliliğin sembolü olan kutsal mekânlardır. Nesilden nesile aktarılan bir gelenek burada yaşamaya devam etmekte ve Trakya Alevi–Bektaşi toplumunun kolektif kimliğinin temel unsurlarından birini oluşturmaktadır.

Bu gelenek; dini özüne, kendine özgü ritüellerine, onu yaşatan insanlara ve en önemlisi bu inancın yüzyıllar boyunca korunduğu kutsal mekânlara saygı gösterilmesini gerektirmektedir.

Kaynak: RodopiPress

Editör Yorumu: Dolayısıyla tartışma, iki farklı organizasyon arasındaki rekabetten ibaret değildir. Asıl mesele, köklü bir dini topluluğun, dış müdahaleler ve tek tipleştirme baskıları olmaksızın kendine özgü karakterini koruyup koruyamayacağıdır. Din özgürlüğüne saygı, yalnızca bir topluluğun varlığını tanımakla sınırlı değildir; aynı zamanda onun ritüellerinin, manevi geleneğinin ve kimliğini oluşturan tarihî ibadet mekânlarının korunmasını da gerektirir. Bu çerçevede Roussa ile Binler Tepesi, yalnızca etkinlik alanları değil; Trakya’daki Alevi–Bektaşi varlığının yaşayan hafıza mekânlarıdır ve tarihî ile dini kimliklerinin saygıyla ve herhangi bir tahrifata uğratılmadan korunması gerekmektedir.