Miki Belediyesi: kopuş, semboller ve iktidarın “çift yüzü”

Miki Belediyesi’nde, mevcut belediye başkanı Ahmet Kurt ile eski belediye başkanı Ritvan Delihüseyin arasındaki karşı karşıya geliş, artık yerel yönetimin dar sınırlarını aşmış durumda. Bu, yalnızca geciken projeler ya da gündelik sorunlarla ilgili bir mesele değil. Roller, semboller ve nüfuz üzerinden yürüyen; yerel iktidarın merkezine dokunan bir çatışmadan söz ediliyor.

Bu kopuş uzun süredir olgunlaşıyordu. Su temini, sahipsiz hayvanlar, çocuk parkları ve geçmişten kalan borçlar gibi açık başlıklar arka planı oluşturdu. Ancak asıl tetikleyici, kamusal duruşlar ve özellikle ortaya çıkan görüntüler oldu. Ahmet Kurt’un dinî alandaki bazı etkinliklerdeki varlığı —örneğin sözde müftü Mustafa Trampa’nın Sminthe’deki ziyareti, onunla birlikte ve aralarında bazı din görevlilerinin de bulunduğu cemaatle yapılan fotoğraf çekimleri— bölgede yoğun biçimde tartışıldı.

Miki’de yaşayanların bir kısmına göre bu hamleler, belediye başkanının “çift rol” oynadığı yönündeki algıyı güçlendirdi: Bir yandan kurumsal bir profil çiziyor, Yunan devletinin mekanizmalarıyla temas kuruyor ve resmî çerçeveyi tanıyor; diğer yandan ise gayriresmî yapılarla hoşgörüye —hatta uzlaşmaya— dayalı bir ilişki sürdürerek iki farklı dünya arasında denge kurmaya çalışıyor.

Yerel aktörlere göre, tam da bu denge arayışı Ritvan Delihüseyin’in tepkisini tetikledi. Hâlâ belirli çevrelerde etkisini koruyan eski belediye başkanının, Kiourt’un güç dengelerini yeniden düzenlemeye giriştiğini; daha “kurumsal” bir görüntü verirken aynı zamanda alanı geleneksel olarak belirleyen gayriresmî yapılardan kopmadığını düşündüğü ifade ediliyor.

Bu tepki, sembolik bir biçim de aldı. Delihüseyin, kamuoyuna açık bir paylaşımında sert ve yüklü bir dil kullandı; “on yıllardır bir davanın arkasında uyutulan” bir toplumdan ve kişisel ahlaki ile duygusal tükenmişlikten söz etti. Şair Necip Fazıl Kısakürek’e yapılan gönderme ile zindan, ihanet ve aklın çıkmazlarına dair dizeler, Miki’de dolaylı bir itham olarak okundu: Kurumsal olan ile gayriresmî olan arasındaki karmaşaya, “uyumsuz kampların” bir arada varlığına dair bir alegori olarak.

Şiir, aynı gün çekilmiş iki fotoğrafla birlikte paylaşıldı: İlki, sözde müftü ile Kiourt’un, aralarında bazı din görevlilerinin de bulunduğu cemaatle birlikte camide çekilmiş fotoğrafı; ikincisi ise kısa süre önce aynı camiyi ziyaret eden ve öncesinde İskeçe Müftülüğü’ne gitmiş olan Mohamed Bin Zayed University for Humanities akademik heyetinin ziyaretiydi.

Birleşik Arap Emirlikleri’nden akademik heyetin Ksanti Müftülüğü’nü ziyareti

Şiirdeki soru —“düşün, konuş, sus, unut?”— iç kamuoyuna verilmiş bir mesaj olarak yorumlandı. Sessiz mutabakatın “yeni döneminde” tarafsızlığın bedelsiz bir seçenek olmadığına; kimilerinin uyum sağladığına, kimilerinin uzlaştığına ve kimilerinin ise dışarıda kaldığına işaret ettiği düşünüldü.

Perde arkasında, Kurt–Delihüseyin çatışması kişisel değil; yapısaldır. Devletle kimin konuştuğu, nüfuz ağlarıyla kimin temas kurduğu ve Miki Belediyesi’ndeki dengeleri nihayetinde kimin belirlediğiyle ilgilidir. Yönetim, devletin kurumları ile gayriresmî güç yapıları arasında ip üstünde yürümeye devam ettikçe, şu soru açık kalacaktır: Semboller yetmediğinde hangi taraf üstün gelecektir?