Yazan: Nikos Arvanitis
Vakıflar meselesi, Rodop Milletvekili İlhan Ahmet’in Komotini Vakfı’nın atanmış yönetimini ziyaret etmesine yönelik Gündem gazetesinin sert eleştirileriyle yeniden gündemin merkezine oturdu.
Gazete, bu ziyareti “tehlikeli bir normalleştirme” olarak nitelendiriyor; azınlığın onlarca yıldır tanımadığı bir yapının meşrulaştırılması olarak görüyor ve seçilmiş yönetimler talebinin zayıflatıldığını, azınlık birlikteliğinin çizgisinin bulandırıldığını savunuyor.
İlhan Ahmet ise, zaman zaman bilinmeyen bir yazar karşısında adeta savunmadaymış gibi bir üslupla yanıt veriyor. Ziyaretin bir pozisyon değişikliği değil, kurumsal bir yükümlülük olduğunu vurguluyor. Ancak kritik bir nokta göze çarpıyor: Belki de niyetinden bağımsız olarak, Türkiye’nin vakıfları kontrol etme yönündeki sürekli çabalarına karşı sert bir tutum sergilemiyor. Aksine, geçmişte kendisini azınlığın tüm gayriresmî organlarından dışlayan —hatta siyasi olarak etkisizleştirmeye çalışan— çevrelerle siyasi analizler ve polemikler içinde zaman harcıyor.
Ve soru kendiliğinden ortaya çıkıyor: Cesaret mi? Boyun eğiş mi? Yoksa bir tür uzlaşma mı?
Aynı zamanda daha az görünür bir gerçeklik de var: Atanmış bir yapı olmasına rağmen, Komotini Vakfı Yönetim Kurulu (DEMP), Azınlığın büyük bölümünün gözünde halkla yakın, etkili bir kurum imajı oluşturmuş durumda. Trakya’daki birçok Müslüman için DEMP, uzak ve kişiliksiz bir komite değil; günlük ihtiyaçların karşılanmasına, kırılgan grupların desteklenmesine ve vakıf malvarlığının ölçülebilir şekilde yönetilmesine katkı sunan bir yapı. Bu toplumsal iz, seçilmişlik tartışmasıyla çelişse bile, göz ardı edilemeyecek bir gerçek.
Yine de konu, imaj ya da ahlaki meşruiyet seviyesini çok aşan bir derinliğe sahip. Çünkü Trakya’da vakıflar ekonomik nüfuzun, toplumsal prestijin ve Türkiye’nin hibrit stratejisinin kesişim alanında bulunuyor. Yönetimleri büyük ekonomik boyutlar, paralel dinî yapılar, nüfuz ağları ve kronik iç-azınlık gerilimleriyle doğrudan bağlantılı. Böylesine karmaşık bir ortamda, seçilmiş bir temsilcinin hiçbir hamlesi yüzeysel bir şekilde değerlendirilemez.
Bu çerçevede, “İlhan Ahmet Gündem’in yazarının çizgisiyle örtüşüyor mu?” sorusunun tek bir cevabı yok.
İlkesel düzeyde evet; pratikte hayır.
Her ikisi de seçilmiş yönetim ihtiyacını kabul ediyor, fakat yolları tamamen ayrılıyor. Gündem, sorunlu bir statünün meşrulaştırılmasından endişe duyuyor. İlhan Ahmet ise, uzak durmanın, azınlığı vakıflar üzerinden yönlendirmeye çalışan güçlere alan açacağından kaygı duyuyor.
Paradoks şu ki milletvekili, bir zamanlar kendisini zayıflatmaya çalışan çevrelerle bugün dolaylı bir “diyalog” içinde bulunuyor. Bu durum, Trakya’daki güç dengelerinin ne kadar kırılgan olduğunu ve uykuda bekleyen mekanizmaların ne kadar hızlı devreye girebileceğini gözler önüne seriyor.
Bu dönemde ise mesele çok daha büyük:
Ulusal çıkarı gerçekten neyin koruduğunun ve hangi seçeneğin toplumsal uyumu güvence altına aldığının netleştirilmesi gerekiyor — sadece Azınlık içinde değil, tüm Trakya’da.
Zira vakıflar, tarih, kimlik, para ve jeopolitik arasında bir kesişim alanı olarak kaldıkça, “ilkesel duruş” ile “kurumsal realizm” arasındaki gerilim hep var olacak.
Ve bu alan değişken kaldığı müddetçe bir gerçek değişmeyecek:
Hiçbir adım nötr değildir — ve hiçbir hamle sonuçsuz değildir.
Hatırlatalım: Sayın İlhan Ahmet, geçmişte DEMP Komotini’nin çalışmalarını kurumsal rolüyle destekleyen tek Rodop milletvekiliydi.





