Yunan Trakya’daki Azınlık Okulları: Gerçekler ve Propagandaya Yanıt

Yunan Trakya’daki Azınlık Okulları: Propagandaya Karşı Gerçekler

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın Yunan Trakya’da sekiz azınlık ilkokulunun faaliyetlerinin askıya alınmasına ilişkin son açıklaması, gerçeklerin bir kez daha kaba bir şekilde çarpıtılması ve tamamen eğitimle ilgili bir konunun siyasi amaçlarla araçsallaştırılması girişimidir.

Her şeyden önce şu açıkça ifade edilmelidir: Söz konusu okullar Türk okulları değildir. Bunlar, Yunanistan’ın hukuki çerçevesi ve uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda faaliyet gösteren Yunan azınlık okullarıdır. Bu okulların işletilmesi, bakımı ve finansmanı Yunan Devleti tarafından, yani tüm Yunan vatandaşlarının vergileriyle karşılanmaktadır.

Bazı okulların faaliyetlerinin askıya alınması azınlığa yönelik bir saldırı değil, öğrenci sayısındaki dramatik azalmanın kaçınılmaz bir sonucudur. Bu uygulama, gerekli asgari koşulların oluşmadığı durumlarda okulun niteliğine bakılmaksızın Yunanistan’ın her yerinde uygulanan olağan bir idari uygulamadır.

Kehros Azınlık İlkokulu’nun gerekli öğrenci sayısına ulaştıktan sonra yeniden faaliyete geçmesi de bunu açıkça göstermektedir: Devlet keyfi davranmamakta, objektif kriterlere göre hareket etmektedir. Öğrencilerin ve gerçek ihtiyacın bulunduğu yerlerde okullar normal şekilde faaliyet göstermektedir. Öğrencinin bulunmadığı yerlerde ise, yalnızca kamuoyu oluşturmak amacıyla yapay bir durumun sürdürülmesi mümkün değildir.

Faaliyetleri askıya alınan okulların çoğunun iki derslikli ve çok az sayıda öğrenciye sahip olduğu da özellikle vurgulanmalıdır. Pedagojik açıdan çok sınıflı okulların daha fazla imkân sunduğu, sınıfların daha iyi organize edildiği, daha fazla öğretmene sahip olduğu ve genel olarak daha nitelikli bir eğitim süreci sağladığı açıktır. Dolayısıyla çocukların daha büyük okul birimlerinde eğitim görmesi, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi bir “cezalandırma” değil; daha kaliteli eğitim, daha güçlü donanım ve daha fazla fırsat anlamına gelebilir.

Buna rağmen Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ve onun söylemlerini sorgulamadan tekrarlayan çevreler, her idari değişikliği sözde bir hak ihlali olarak göstermeyi tercih etmektedir. Israrlarının nedeni azınlık çocuklarının eğitim kalitesi değil, uluslararası platformlarda Yunan Trakya’da sözde “Türk okulları” bulunduğu iddiasını canlı tutabilmek için okul sayısını propaganda malzemesi olarak kullanmaktır. Oysa bu iddianın ne hukuki bir temeli ne de gerçeklerle bir ilgisi vardır.

İmroz ve Bozcaada’daki okullarla yapılan karşılaştırma da aynı derecede samimiyetsizdir. Bu adalarda Rum okullarının yeniden açılmasını örnek gösterenler, tarihsel bağlamı bilinçli olarak görmezden gelmektedir. İstanbul, İmroz ve Bozcaada’daki Rum toplumu doğal nedenlerle küçülmemiş; baskılar, sürgünler, mülklere el konulması ve uzun yıllar uygulanan politikalar sonucunda neredeyse tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bir zamanlar yüz binlerce kişiden oluşan canlı bir toplumdan bugün İstanbul’da yaklaşık iki bin Rum kalmıştır. İmroz’da bazı Rum okullarının yeniden açılması kuşkusuz olumlu bir gelişmedir; ancak bu durum, bizzat Türkiye’nin neden olduğu tarihsel bir adaletsizliği aklamak için gerekçe olarak kullanılamaz.

Yunanistan, Yunan Trakya Müslüman Azınlığı’na duyduğu saygıyı uygulamada göstermektedir. Özel bir azınlık eğitim sistemini sürdürmekte, azınlık okullarını finanse etmekte ve gerekli şartların bulunduğu yerlerde bu okulların faaliyetini güvence altına almaktadır. Ucuz propaganda ve kurgulanmış suçlamalar yerine, asıl önemli olan tek şey; azınlık çocuklarına modern altyapı, yeterli eğitim kadrosu ve gerçekten nitelikli bir eğitim sunabilmektir.