Adalet Çınar İçin Konuştu: Eski Komotini Müftü Vekiline Yönelik Saldırıya Mahkumiyet
18 Haziran 2026 Perşembe akşamı Xatnhi Tek Hâkimli Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, dönemin Komotini Müftü Vekili Dr. Halil Cihat’ın Xanthi; nin Çınar Camii’nde maruz kaldığı şiddetli engelleme ve sözlü saldırıya ilişkin çok konuşulan dava, 17 aylık hapis cezasıyla “kapandı”. Ancak bu ceza üç yıl süreyle ertelendi ve temyiz hakkı bulunuyor; yani sanıkların fiilen cezaevine girmesi söz konusu olmayacak.
Mahkeme, 11 Ekim 2024 tarihinde meydana gelen olayla ilgili olarak dört sanığı da suçlu buldu. İlk derece mahkemesinin verdiği ve temyize açık olan 17 aylık tecilli hapis cezası, resmi bir din görevlisinin ibadet etmesini şiddet kullanarak engelleyenlerin nihayetinde “ucuz kurtulduğu” yönünde ağır bir his bırakıyor.
Karar Davanın duruşması, daha önce iki kez ertelenmesinin ardından öğleden sonra başladı ve kararın açıklanmasıyla akşam saatlerinde sona erdi. Savcılık mütalaası ve avukatların savunmalarının ardından mahkeme heyeti müzakereye çekildi; geri döndüğünde ise suçlu bularak üç yıl süreyle ertelenmek üzere 17 ay hapis cezası verdi ve temyiz hakkını tanıdı. Kararın temyize açık olması nedeniyle, sanıklar hakkında nihai ve kesin bir hüküm verilene kadar masumiyet karinesi geçerliliğini korumaktadır.
Mahkemenin bu kararı, yaşanan olayları basit bir “görüş ayrılığı” ya da sözde bir toplumsal protesto ifadesi olarak sunmaya çalışanlara net bir yanıt niteliğindedir. Yunan adaleti, somut olayları değerlendirerek sanıkların mahkumiyetine hükmetmiş; hakaret, gözdağı ve bir müminin engellenmesinin demokratik ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir devlette müsamaha gösterilemeyeceğini teyit etmiştir.
Ancak davanın daha geniş bir boyutu da vardı. Aylarca, tartışmayı asıl özünden uzaklaştırmak amacıyla olaya siyasi ve ideolojik bir içerik kazandırılmaya çalışıldı. Oysa özünde, bir insan ibadet etmek amacıyla camiye gitmiş ve ne İslam’ın ilkeleriyle ne de demokratik bir toplumun değerleriyle bağdaşmayan davranışlarla karşı karşıya kalmıştı.
Ayrıca, davanın görülme sürecine tekrarlanan ertelemelerin, gecikmelerin ve belirli kişilerin hedef gösterilmesinin eşlik ettiği, bunun da yerel toplumda uzun süre açık bir yara bıraktığı belirtilmelidir. Buna rağmen, Batı Trakya Müftülükleri, Müslüman Cemaat Vakıfları İdare Heyetleri (DEMA), din görevlileri ve Trakya’nın dört bir yanından gelen vatandaşlar adli süreçte kararlılıkla hazır bulunarak kurumlara ve adalete olan güven mesajını vermişlerdir.
Bugünkü karar şahısların zaferi değildir. Keyfiliğe karşı yasallığın, bağnazlığa karşı saygının ve kendi iradelerini bağırarak, tehdit ederek ya da saldırarak empoze edebileceklerini sananlara karşı kurumların zaferidir.
Artık verilen mesaj son derece açıktır: Hiç kimse bir ibadethaneden mahrum bırakılamaz, hiç kimse dini vecibelerini yerine getirdiği için aşağılanamaz ve hiç kimse kanunların üzerinde değildir. Batı Trakya’nın birliğe, karşılıklı saygıya ve kurumsal normale ihtiyacı vardır. Adalet, verdiği bu kararla bu yönde önemli bir adım atmıştır.
Editörün Yorumu
İskeçe Tek Hâkimli Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararı, her ne kadar 3 yıl tecilli 17 ay hapis cezası bu denli ciddi bir kurumsal ve toplumsal hata karşısında “hafif” bir muamele yapıldığına dair buruk bir tat bıraksa da, net bir yasallık mesajı vermektedir. Ancak asıl gerçek değişmiyor: Yunan adaleti, dört sanığın eylemlerini suçlu bularak sözde “toplumsal protesto” anlatısını çökertmiştir. Batı Trakya’da geleceğe dönük süreç, dini özgürlüklere ve devletin yasalarına mutlak saygıyı gerektirir; hiçbir derin yapı veya dini bağnazlık, kendini hukukun üstünlüğünün üzerinde göremez.





